Amerika Dil Eğitimi Deneyimi – Çağatay Taylan

0 Yorum

Merhaba,

Değerli EDUMAP öğrencileri bu yazımda yaşadığım tecrübelerimi ve yurt dışında okumanın bir bireye nasıl bir kültür veya nasıl bir kişilik kattığından söz etmeye çalışacağım. Hayatım ortalama bir üniversite öğrencisi olarak devam etmekteydi ve son sınıfın verdiği hayata merhaba diyecek olmanın gerginliği üstümde olduğu zamanlardan giriş yapacağım, yani uçmayı öğrenmeye başlayacağım evrenin başından.

KANATLARINI AÇMAK

Aslında bir çoğumuz gibi hayatın bana ne getireceği hakkında düşüncelerle geçen senelik son sınıf maceramın ardından işte o son evre gelmişti. Evet tahmin edebileceğiniz gibi mezun oldum, ama tabi ki aklımda her yeni mezun öğrenci gibi geleceğimle alakalı hiç bir netlik yoktu. Kariyerime start vermeden önce hayatımdaki en büyük eksikliklerimden birinin İngilizce yeterliliğim olduğunu düşünürdüm, fakat yakın gelecekte kendi kutusuna kapanmış bir öğrenci olarak daha çok daha büyük eksikliklerim olduğunun farkına varacaktım. Nitekim 2015 yılı yaz dönemi sonunda ailem ile beraber ortaklaşa hayatımı kökünden değiştirecek bir karara adım attık. Evet yurt dışına çıkacaktım tek başıma tekrarlıyorum tek başıma ve 1 senelik bir periyot boyunca hiç yurda dönmeyip orada bir dil ve kültür eğitimine katılacaktım. Başlıkta da yer verdiğim gibi bu düşüncenin bana hissettirdiği ilk başta bir kuşun yuvayı terk etmesi ve yakınlarından kilometrelerce uzak bir diyara kanatlarını açmasıydı. Bu mücadelede artık kendi başının çaresine bakması gerekecekti. Bu hissiyatın veya duygunun şehir dışında okumakla kıyaslanmasını doğru bulmuyorum çünkü ben de şehir dışında ailemden uzak bir üniversite hayatı geçirmiştim. Sizlere bu anlattığım kökünden değişik bir maceranın korku ve heyecanıydı.

LAX

Evet büyük kararlar alındı bavullar büyük bir özenle toplandı ve gerçekten 1 ay gibi kısa bir süre içinde pasaport ve vize işlemlerini halledip kendimi uçağa atmıştım. Fakat İstanbul’u terk edeli henüz 2 saat olmamışken farkına vardım ki ben doğru düzgün İngilizce bile konuşamıyordum. Yaklaşık 18 saatlik Paris aktarmalı uçak yolculuğumun ardından kendimi LAX hava limanında bulmuştum. Uber kavramıyla ilk orada tanıştım ve atladığım ilk Uber aracıyla yakında yaşayacağım ailenin tatlı yuvasına gidiyordum. Biraz tatsız bir selamlaşma olmuştu çünkü insanların kapısına sabah 04:00’da dayanmıştım. Ertesi gün uyandığımda bambaşka bir diyarda gözlerimi açmış gibi hissettim ve gerçekten ilk zamanlarda evinde kaldığım aileyle kendi dil bilmezliğim yüzünden çok büyük iletişim problemleri yaşıyordum. Bir süre kendimi oradaki İngilizce kursuma ve derslere vermem gerekiyordu, fakat aynı zamanda yeni arkadaşlar edinmek ve bir yerleri görmek ve keşif etmeyi çok istiyordum. Kursta ilk zamanlar Türk avcılığına başladım ve yakın zamanda öğrenecektim ki ne kursta ne de yaşadığım bölgede benden başka hiç Türk yoktu. Yani artık Türkçe gerçekten benim için bitmişti. İlk arkadaşım Nobu isminde Japon bir dostum olmuştu. Kendisiyle aynı evin 2 odasını paylaşıyorduk ve ilk zamanlarda bana gerçekten rehberlik etti ve yardımcı oldu. Onun sayesinde okulda her geçen gün yeni bir arkadaş ediniyor, çevremi genişletmeye çalışıyordum. O rezil İngilizcemle muhabbet etmeye çalışıyor ve ortama ayak uyduruyordum.

BILINGUALISM

Kurs ve ev ortamına iyice alışmaya ve benimsemeye başladım. Nobu evimize ve Birleşik Devletler’e veda etmişti. Hatta o sıra bir jenerasyon değişimi de vardı. Bu aslında benim için bir fırsata dönüştü okuldaki eski öğrenciler ayrılıyor, yeni insanlar geliyor ve ben daha ilk ayımda okulun eski öğrencilerinden oluyordum. İlerleyen zamanlarda 3 yakın arkadaşım oldu bu insanlar Japon, Brezilyalı ve Belçikalı’ydı ve kurs bizim arkadaş çevremiz üzerinde toplanmaya başlamıştı. Dil konusunda tek bir kelime Türkçe konuşmadığım için ve ev ve kursta hep İngilizce konuşmak zorunda olduğum için çok hızlı bir gelişim göstermiştim ve kendime güvenim gelmişti. Bundan yaklaşık 3 ay sonra gerçekten billingual dediğimiz çift dil konuşabilen bir insana dönüşmüş olacaktım. Uluslararası dostluklar ve İngilizce konuşabilme yeteneği ile bir çok çevreye girip çıkıyor, yeni kültürler öğreniyor ve yeni arkadaşlıklar ediniyordum. Artık o eski ben değildim ve dünya üzerindeki her insan ile iletişim kurabileceğine inanan bir dünya insanına dönüşüyordum (Bu dönüşümü Türkiye’ye geri dönünce daha net fark ettim). Beraber yaşadığım aile benim kendi ailem gibi olmuş gerçek bir hayat kurmuştum ve bu hayattan inanılmaz keyif alıyordum. Zincirlerimi kırmıştım artık yeni kültürler, yeni arkadaşlıklar ve yeni hayatlar bana yeni bir vizyon katmıştı, ben artık geleceğini endişe eden tipik bir mühendis mezunu olan insan değildim. Ben artık global şartlara ayar uydurabilecek dünya kültürlerine meraklı ve dünya üzerinde gerçekten varlığımın anlam kazandığını hissetmiştim. Artık hiç bir ülke bana uzak değil, hiç bir hayat benden farklı değildi. Artık ben hayatın ta kendisiydim. Özgürlük kelimesinin anlamını burada gerçek anlamda keşfettim.

YENİ BİR BEN

Yaklaşık 1 senelik maceramdan sonra yurda dönmüştüm ve iş bulmuştum. İşe alınma sebebim mühendisliğimden ziyade İngilizce konuşabiliyor olmam ve yurt dışı tecrübem olmuştu. Bu duruma o zaman da gerçekten anlam verememiştim. Fakat iş hayatına profesyonel olarak girdikten sonra kendi edinmiş olduğum kültürlerin, hayat vizyonunun aslında nasıl bir hazine olduğunun farkına varmam çok uzun zaman almadı. Bunun değerini bilerek hayatıma şekil vermekteyim. İş hayatım sayesinde de yaklaşık 6 ülke daha gezdim ve buralarda eğitim, iş ve toplantılara katıldım. Hala 1 senelik tecrübemin ekmeğini yemekte olup sanırım hayatımın sonuna kadar dünya insanı olmanın hazinesinin ekmeğini yiyeceğim.

Bu süreçte beni destekleyen ailem başta olmak üzere bu duyguları paylaşmam için bana fırsat sağlayan EDUMAP Sibel Hanım’a teşekkürlerimi sunarım 🙂